Yüzyıllık tarihi, tuğlalarda saklayan ülke: İngiltere…
ve
Dilinde güneş doğan bir uygarlık: Fransa…
Herkese merhaba…
Bahara yavaş yavaş erişmeye başladığımız şu sıralarda; üzerinde başka bir bahar tüten, tazecik İngiltere ve Fransa anılarımı paylaşmak istiyorum sizinle bu ay. Siz öğrencilerimize daha iyi ve detaylı bilgi vermek amacıyla zaman zaman yurtdışı okullarımızı yerinde ziyaret ediyoruz. Bu ay da, Eurocentres dil okulunun İngiltere ve Fransa’daki okullarını ziyaret ettik ve sizler için detaylı bilgiler aldık.
İngilizce’nin anavatanı olan İngiltere, bu dili öğrenmek için seçilebilecek en güzel ülkelerden birisi aslında. Ülkedeki çok sayıda dil okulu da bunun en büyük göstergesi. Daha havaalanından Londra şehir merkezine uzanan yolculukta anlıyorsunuz bu tarih kokan ülkenin size hayal ettiğinizden bile fazlasını sunacağını ve geri dönmek için uzunca bir süre düşünmeniz gerektiğini.
Tarihi dokusuyla birlikte, bir sakinlik, bir dinginlik karşılıyor sizi İngiltere’de. Seneler önce kurulmuş düzenin izlerini görebiliyorsunuz. Öyle düzenli, öyle sistematik ki kaybolmanız, yolunuzu kaybetmeniz içten bile değil. Medeniyet kelimesinin gerçek anlamı burada çıkıyor ortaya. Bisikletler için özel olarak ayrılmış yollar uygarlığın diğer bir emarelerinden.
Yalnız, saat 6 gibi boşalmaya başlıyor sokaklar İngiltere’de… İngiliz insanı evinde vakit geçirmeyi çok seviyor. Bir tek lokal marketler açık kalıyor. Sonbahar ve kış aylarında başkent Londra’da bile insana rastlamak zorken yazın sokaklardaki insan sayısı biraz daha artıyor tabi ki.
İngilizler sakin, asil, mesafeli ama biraz da gizliden sıcak. Sorduğunuz hiçbir soru karşılıksız kalmıyor.
İngiltere’de ulaşım çok kolay. Yeraltı metroları ve hepimizin aşina olduğu kırmızı, çift katlı otobüsler işinizi çok kolaylaştırıyor. Londra büyük bir metropol olmasına rağmen her güzergahın hattı belli; bu yüzden işiniz hiç zor olmuyor.
İngiltere’de gezimizin ilk durağı, Eurocentres London Central dil okulu. Okula vardığınızda kocaman ve güzel bir bahçe karşılıyor sizi. Okul, Londra’da olmasına rağmen, Londra’nın keşmekeşinden uzak sakin bir alanda. Metro istasyonuna yürüyüş mesafesinde, tarihi bir binada. 4 katlı okulda bir çatı katı var ki gerçekten görülmeye değer. Binanın içi çok şık ve içeri girer girmez daha önce burada bulunmuşsunuz hissi veriyor size. Okulda 17 sınıf bir de etüt merkezi var. Etüt merkezinde Wİ-Fİ bağlantısı da mevcut. Okulda her ulustan çok sayıda öğrenci olmasına karşın çoğunluğu Uzakdoğulu öğrenciler oluşturuyor. Aile yanları ya da yurtlar okula; metro ya da otobüsle yaklaşık 30-60 dk. mesafede.
Londra merkez okuldan sonraki durağımız, Eurocentres’ın London Lee Green okulu. Okul, tıpkı isminde görüldüğü üzere yeşillikler içinde, müstakil bir alanda. Londra’ya hem çok yakın hem de değil gibisiniz. Aslında bu hem büyük şehirde olmak hem de akademik çalışmalarına yoğunlaşmak isteyenler için güzel bir özellik. Okula girer girmez sıcacık bir aile atmosferi karşılıyor sizi. Buradaki bütün ekip birbirlerini uzun yıllardır tanıyor ve bu kendinizi hiç yabancı hissettirmiyor size. Okul, İngiltere’nin en büyük IELTS test merkezlerinden biri. 24 sınıf olan okulda, sınıflar çok ferah. Okulun çok büyük bir kafeteryası var ve yemekler inanılmaz güzel.
Londra’dan sonra turumuza, ertesi gün İngiltere’nin en güzel şehirlerinden biri Brighton’la devam ediyoruz. Brighton, ‘London by the Sea’ olarak anılıyor. Yani ‘Deniz kenarındaki Londra’. Londra’yı Brighton’da yaşamak isteyenler için güzel bir lokasyon. Okul, Brighton’un tam kalbinde, sahile yürüyüş mesafesinde. Eurocentres Brighton dil okulu, bir apartmanın 2. ve 3. katlarında yer alıyor. Okulda göze çarpan en güzel şey, idari ofislerin, öğrencilerin biraraya geldiği girişteki kafeterya ile iç içe olması. Herhangi bir sorun olduğunda hemen gidip danışabiliyorsunuz görevlilere. Çok sıcak karşılıyorlar sizi. Okulun 12 tane aydınlık sınıfı var. Eurocentres Brighton’ı popüler yapan diğer bir özellik, okula yürüyüş mesafesindeki ailelerin çok sayıda olması. Okulda görüştüğümüz Türk öğrencilerden biri, eğitimden son derece memnun olduklarını, öğretmenlerin çok ilgili ve özverili olduğunu söylüyor. Ardından ekliyor: ‘Bir daha İngiltere’ye gelecek olsam yine Eurocentres Brighton’u seçerdim.’
Brighton’dan sonra rotamızı Bournemouth’a çeviriyoruz. Bir sonraki adresimiz Eurocentres Bournemouth. Eurocentres Bournemouth, Eurocentres’ın kurulan ilk okulu; 1947 yılında kurulmuş. Öğretmenler de uzun yıllardır bu okula emek vermiş, çok saygıdeğer kişiler ve öğrencilerle birebir ilgili, kendilerini öğretmenliğe adamışlar.
Bournemouth, lokasyon olarak İngiltere’nin güneyinde; Brighton’a çok benziyor. Upuzun plajı, muhteşem bahçeleri ve canlı gece hayatıyla çok sayıda insanı kendisine çeken bir şehir burası. Özellikle sporla ilgilenenler için; sörf, golf, binicilik Bournemouth’ta sıklıkla yapılan sporlar arasında.
Eurocentres Bournemouth’ta da tıpkı diğer tüm Eurocentres okullarındaki gibi bilgisayar odasından kütüphaneye birçok olanak mevcut.
Bournemouth’ta öne çıkan bir diğer özellik de ailelerin Eurocentres Bournemouth ile senelerdir çalışıyor olması. Büyük bir çoğunluğu da okula yakın mesafede; yürüyüş mesafesinde de diyebiliriz.
Ertesi gün, Cambridge’yiz. Cambridge, yeşiller şehri. Ne çok büyük ne de çok küçük bir şehir. Tam bir öğrenci şehri. Akademik çalışmalarınıza yoğunlaşabileceğiniz, güzel bir lokasyon; insana sürekli çalışma hissi veriyor. Cambridge’te hemen hemen her yere yürüyerek gidebiliyorsunuz ama yine de bisikletler çok yaygın. 100 kişiden 80’i bisikletli bu şehirde. O yüzden pek trafiğe, egsoz kokusuna rastlamıyorsunuz; herkes sakin bu şehirde.
Eurocentres Cambridge, çok büyük, çok ferah bir okul. Öğrenciler için çok geniş alan var. Özellikle giriş çok geniş ve ferah; sınıflar da öyle: geniş ve aydınlık. Okulun kafeteryasından çok geniş bir terasa çıkılıyor. Cambridge’te ders dinleme şansımız da oldu. Öğretmenler gerçekten öğrencilerle çok ilgili. Öğrencinin de maksimum derse katılmasını sağlayarak interaktif bir ortam yaratmaya çalışıyorlar.
İngiltere gezimiz Cambridge’te son buluyor. Bir sonraki gün Fransa için hareket etmek üzere Londra’ya dönüyoruz.
Sonraki gün Fransa yolculuğu için trendeyiz. Eurostar trenleri, İngiltere’den Avrupa’da birçok lokasyona seferler düzenliyor.
Fransa, sizlerin de bildiği gibi; aşk, moda, yemek, şarap ve tarih şehri. Fransızlar, İngilizce konuşmayı pek sevmiyor. Dillerine ve kültürlerine son derece bağlılar. Ancak Fransızca’nın öyle bir tınısı var ki İngilizce’yi pek aramıyorsunuzJ
Fransa’da ilk durağımız; Amboise. Amboise, ‘Fransa’nın Bahçesi’ olarak nitelenen güzel ve küçük bir şehir. Dünyaca ünlü şatolar ve şarap bağları, Amboise’ta öne çıkan unsurlar. Amboise, asıl Fransızlar’ın şehri; o yüzden Fransızca’yı tam anlamıyla öğrenmek için güzel bir lokasyon aslında. Amboise’in yer aldığı Touraine şehri, 2000 yılında UNESCO’nun dünya mirasları listesine girmiş.
Eurocentres Amboise küçük ama çok sıcak bir okul. Adeta bir aile ortamı yaşıyorsunuz. Öğretmenler, bütün öğrencileri ismen tanıyor. Okulda tarihi bir doku da var. Tıpkı Amboise’in diğer yapılarında olduğu gibi. Amboise’de öne çıkan en önemli şey, kalınacak ailelerin yüzde sekseninin okula yürüme mesafesinde olması.
Amboise’de bir Türk öğrenciyle görüşüyoruz. Bizi gördüğüne çok seviniyor. Kendisi, küçük bir şehir olmasına rağmen bilerek Eurocentres Amboise’de eğitim görmeyi istemiş. Sadece Fransızlar’ın olduğu bir yerde olmayı tercih etmiş. O yüzden hayatından ve Eurocentres Amboise’den çok memnun. ‘Burada insanlar çok kibar ve yemekler çok lezzetli.’ diyor bize.
Amboise’da bir gece konakladıktan sonra La Rochelle ’e geçiyoruz. La Rochelle , Fransa’nın sahil lokasyonu. Yat limanı ve kumsalıyla tıpkı bizim güney sahillerimiz gibi. La Rochelle ’de çok sayıda öğrenci var. Burası, eğitimin yanında yelken ve sörf gibi su sporları için de çok uygun bir lokasyon diyorlar.
Eurocentres La Rochelle , 20 senelik bir okul. Eurocentres Cambridge gibi çok büyük ve ferah bir okul. Okulda, 30’dan fazla ulustan öğrenci olduğunu iletiyor bize okul müdürü. Yazla birlikte de öğrenci sayısında artış olduğunu ekliyor.
Okulda, Fransızca’yı en iyi şekilde öğretmek için her şey tasarlanmış. Öğrenciler için özel yemek dersleri var. Bu yemek derslerinde, öğrenciler hem Fransız kültürü ve yemeklerini tanıyor hem de bu şekilde Fransızca’ya daha kolay hakim oluyorlar ve hem de yemek yapmayı öğreniyorlar. Okulun içerisinde bir bilardo masasının olduğu alan var ki öğrenciler buraya sıklıkla uğruyor; bir-iki atış yapıp derslerine giriyorlar.
Ve gezimizin son durağı Paris: dünya başkentlerinin en güzellerinden. Notre-Dame, Eiffel Kulesi…Paris tarih ve yaşanmışlık kokuyor. Hareketli bir şehir Paris: gündüz de gece de hayat durmadan akıyor ki bu hareket çoğu insanı cezbediyor.
Eurocentres Paris, çok merkezi bir konumda, tarihi bir pasajın içerisinde. Metropol yaşamıyla iç içe olmak isteyenler için çok harika bir lokasyon. Okulda 13 aydınlık sınıf var; bir tanesi müzik odası. Odada bir piyano var. Müzikle ilgilenen öğrenciler burada bir araya gelip hoş vakit geçiriyorlar. Okulun çok hoş bir terası var ki öğrenciler, ders aralarında burada bir araya gelip sohbet ediyorlar.
Okul, Fransızca eğitimine çok özen gösteriyor. Bütün öğretmenler, gerekli tüm donanıma hatta daha fazlasına sahip. Okul müdürü, bu konuda çok hassas ve disiplinli; bu derslere de yansıyor tabi. Ama asla sıkılmıyorsunuz. Böyle bir metropolde olup sıkılmak mümkün değil çünkü.
Eurocentres Paris ile gezimiz sona eriyor; herkesi bir hüzün basıyor vedalaşırken. Gruptaki çoğu insan eminim çok sayıda güzel hatırayla uçaklarını ya da trenlerini yakalamak için yola çıkıyor Eurocentres ekibine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bizi bu kadar güzel ağırladıkları için.
Ben de elimde biletim Paul (Eurocentres Satış Müdürü) ve Gaby (Gruptan arkadaşım) ile birlikte tren saatini bekliyoruz otelde. Ben şanslıyım. Londra’ya dönüp bir gün daha o güzel ülkenin tadını çıkaracağım…
Hande Gedik
Eğitim Programları Danışmanı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder